Yazar: AYDIN ÖZTÜRK
Şubat 2022’de dünya uyandığında manşetler aynıydı: Rusya saldırdı. Televizyonlar tank görüntüleri gösterdi, diplomatlar kınadı, sosyal medya yandı. Herkes 2022’yi konuştu. Oysa bu hikaye çok daha önce başlıyordu otuz yıl önce, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yarattığı o büyük boşlukta.
Başa dönmek lazım.
Bir İmparatorluğun Sonu ve Geride Bıraktıkları
1991 Aralık ayında Sovyetler Birliği resmen tarihe karıştı. 15 yeni devlet doğdu. Haritalar yeniden çizildi, bayraklar değişti, ulusal marşlar yazıldı. Ama bu dağılma kağıt üzerinde göründüğü kadar temiz değildi. Geride dev bir ordu, terk edilmiş üsler, belirsiz sınırlar ve en önemlisi binlerce nükleer başlık bıraktı.
Ukrayna o günlerde sessiz sedasız dünyanın üçüncü büyük nükleer gücü haline gelmişti. 1.900 başlık. ABD ve Rusya’nın ardından. Fransa’dan fazla, İngiltere’den fazla. Yeni kurulmuş, ekonomisi çökmekte olan, kimliğini yeni yeni inşa eden bir ülkenin elinde insanlığı defalarca yok edecek kadar silah vardı.
Bu tablo hem Batı’yı hem Rusya’yı rahatsız ediyordu. Müzakereler başladı.
Budapeşte’de Verilen Söz
1994’te tarihi bir anlaşma masaya geldi: Budapeşte Memorandumu. Şartlar netti. Ukrayna elindeki tüm nükleer silahları Rusya’ya devredecekti. Karşılığında ABD, İngiltere ve Rusya üç şeyi taahhüt ediyordu: Ukrayna’nın egemenliğine saygı göstereceğiz. Topraklarına dokunmayacağız. Baskı uygulamayacağız.
Ukrayna imzaladı. Silahları teslim etti. Dünya alkışladı nükleer silahsızlanmanın başarı hikayesi olarak sunuldu bu anlaşma.
O memorandumun üzerinde Rusya’nın da imzası vardı.
2014’te Rusya Kırım’ı ilhak etti.
O günden bu yana Ukrayna’da herkesin aklında aynı soru var: Silahları teslim etmeselerdi ne olurdu?
Putin: Nostalji mi, Strateji mi?
Burada hikayenin çok atlanan bir boyutuna gelmek gerekiyor. Vladimir Putin’i anlamak için onun dünya görüşüne bakmak şart.
Putin, KGB’de yıllarını geçirmiş bir istihbarat subayı olarak Sovyetler’in çöküşünü Doğu Almanya’da yaşadı. Dresden’deydi o günlerde. Kalabalıklar Stasi binasını bastığında Putin ve meslektaşları kendi belgelerini yakmaya çalışıyordu. Moskova’yı aradı, ne yapacağını sordu. Aldığı cevap tarihe geçti: “Moskova sessiz. Yapabileceğimiz bir şey yok.”
O an Putin’in içinde bir şeyleri kırdı mı bilinmez. Ama sonraki otuz yılda verdiği mesajlar tutarlıydı: Sovyetler’in dağılması tarihin en büyük jeopolitik felaketiydi.
Bunu bir nostalji olarak okumak eksik kalır. Putin için Sovyet mirası bir geçmiş özlemi değil, Rusya’nın doğal etki alanının simgesiydi. Ukrayna, Belarus, Gürcistan bunlar onun zihninde bağımsız devletler değil, Rus medeniyetinin parçalarıydı. 2021’de yazdığı uzun makalede bunu açıkça söyledi: Ruslar ve Ukraynalılar tek bir halktır.
Bu bakış açısı olmadan 2022’yi anlamak mümkün değil.
NATO’nun Doğuya Yürüyüşü
Paralelde başka bir şey oluyordu. NATO, Sovyetler’in çöküşünün ardından genişlemeye başladı. 1991’de 16 üye vardı. Sonra Polonya girdi, Çek Cumhuriyeti girdi, Macaristan girdi. Ardından Baltık ülkeleri Estonya, Letonya, Litvanya. Eski Sovyet coğrafyası, parça parça Batı ittifakına dahil oluyordu.
Rusya her genişlemede itiraz etti, her seferinde görmezden gelindi. Batı’nın argümanı netti: Her ülkenin kendi güvenlik tercihini yapma hakkı var. Rusya’nın argümanı da netti: Sınırlarımıza kadar gelen bir askeri ittifak varoluşsal tehdittir.
Kim haklı? Bu soru bugün hâlâ tartışılıyor. Ama şunu söylemek mümkün: Rusya’nın bu konudaki kaygısı sürpriz değildi. Onlarca yıldır, onlarca platformda dile getirilmişti.
2008: Herkesin Unuttuğu Zirve
Nisan 2008. Bükreş. NATO zirvesi. O toplantıda Ukrayna ve Gürcistan’a şu mesaj verildi: İkiniz de ileride NATO üyesi olacaksınız. Kesin tarih yok, mekanizma belirsiz, ama kapı açık.
Putin de o zirvede oturuyordu. Dinledi.
Birkaç ay sonra, Ağustos 2008’de Rusya Gürcistan’a girdi. Güney Osetya’yı tanıdı. Dünya kınadı, Rusya umursamadı.
O zirveyi bilen analistler için 2022 gerçekten sürpriz değildi. Bükreş’te çizilen çizgi, Rusya’nın neyi kabul etmeyeceğini göstermişti zaten.
2014: Prova
Ukrayna’da 2013 sonunda başlayan Euromaidan protestoları hükümeti devirdi. Rusya yanlısı Yanukoviç kaçtı. Yeni yönetim Batı yanlıydı. Rusya için bu bir kırmızı çizgiydi.
Mart 2014’te Kırım ilhak edildi. Doğu Ukrayna’da Rus destekli ayrılıkçılar Donbas’ı ele geçirdi. Minsk anlaşmaları imzalandı, ateşkes sağlandı ama çatışma hiç bitmedi. Sekiz yıl boyunca düşük yoğunluklu bir savaş sürdü Doğu Ukrayna’da.
Batı yaptırım uyguladı, Rusya savrulmadı. Ukrayna ordusu güçlenmeye başladı, Batı silah vermeye başladı. Rusya bunu da izledi.
Haritanın Altında Ne Var?
Savaşı anlamak için bir de haritaya ekonomik gözle bakmak gerekiyor.
Ukrayna, Avrupa’nın en zengin yer altı kaynaklarından birine sahip. Ama bu gerçek ne Rus devlet medyasında öne çıkıyor ne de Batılı yayınlarda. Her iki tarafın da anlatısına pek uymadığı için hep arka planda kalıyor.
Somut rakamlara bakalım. Ukrayna’da 117 farklı mineral bulunuyor. Demir cevheri rezervleri Avrupa’nın en büyüklerinden. Mangan, titanyum, grafit, doğal gaz hepsi var. Ama asıl dikkat çeken şu: Avrupa’nın en büyük lityum rezervlerinden biri Ukrayna topraklarında. Lityum bugünün dünyasında stratejik bir hammadde elektrikli araç bataryaları, telefon, savunma teknolojisi. Kim lityumu kontrol ederse yarının ekonomisinde ciddi bir koz elde ediyor.
Şimdi şu soruyu soralım: Bu rezervlerin büyük kısmı nerede?
Doğu ve güneydoğu Ukrayna’da. Yani tam olarak çatışmanın yaşandığı bölgelerde. Donbas zaten tarihsel olarak Sovyet ağır sanayisinin kalbiydi kömür madenleri, çelik fabrikaları, metalurji tesisleri. Rusya 2014’te Donbas’ı ele geçirdiğinde sadece jeopolitik bir koz almadı, ekonomik bir hazineye de el koydu.
Kırım’a bakınca tablo daha da ilginçleşiyor. Kırım’ın çevresindeki karasuları Karadeniz’deki doğal gaz arama haklarını beraberinde getiriyor. İlhaktan kısa süre sonra Rusya bu bölgelerdeki arama faaliyetlerini devraldı.
Bunu söylemek “savaş sadece kaynaklar için” demek değil. Jeopolitik kaygılar, NATO meselesi, Putin’in ideolojisi bunların hepsi gerçek. Ama resmin tamamını görmek istiyorsak yeraltını da hesaba katmak gerekiyor.
Tarih boyunca savaşların “değerli toprak” için yapıldığı pek çok örnek var. Bazen o değer stratejik konumdur, bazen su kaynaklarıdır, bazen petrol. Ukrayna’da ise hepsi bir arada.
2022: Sürpriz Değil, Seçim
2021 sonunda Rusya masaya oturdu. Batı’ya yazılı bir taslak sundu: NATO genişlemesini durdurun, Ukrayna’ya garanti vermeyin, askeri altyapıyı geri çekin.
Batı müzakere etmeyi reddetti. Rusya Şubat 2022’de harekete geçti.
Uluslararası ilişkiler teorisyeni John Mearsheimer, 2015’te Foreign Affairs dergisinde yazdığı makalede bunu yıllar öncesinden görmüştü: Batı’nın Ukrayna politikası bu çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. O yazı bugün hâlâ okunuyor. Çünkü öngördüğü oldu.
Son Söz
Bu yazı Rusya’yı aklamak için değil. Siviller ölüyor, şehirler yıkılıyor, milyonlarca insan yerinden edildi. Bunların hiçbirini hiçbir tarihsel bağlam meşrulaştıramaz.
Ama “kötü adam çıldırdı” anlatısı da bir şeyi açıklamıyor. Otuz yıllık birikimi, verilen ve tutulmayan sözleri, çizilen ve geçilen çizgileri görmezden geliyor.
Olayları anlamak onları onaylamak değildir. Ve anlamazsak bir dahaki sefere de hazırlıksız yakalanırız.
Kaynaklar
- Budapeşte Memorandumu Orijinal Metin (UN)
- Bükreş Zirvesi Bildirgesi, 2008 (NATO)
- John Mearsheimer “Batı Ukrayna Krizini Nasıl Yarattı”, Foreign Affairs, 2014
- Putin’in “Ruslar ve Ukraynalılar Üzerine” Makalesi, 2021 (Kremlin)
- Minsk Anlaşmaları BBC Türkçe
- Ukrayna Doğal Kaynakları ABD Jeoloji Araştırmaları (USGS)
- Ukrayna’nın Lityum Rezervleri Reuters












