--°

Özgür Sanat, Gizli Fon.. CIA Soyut Ekspresyonizmi Nasıl Silahlandırdı? Soğuk Savaş’ın en tuhaf cephesi: Resim galerileri

Yazar: AYDIN ÖZTÜRK

1950’lerin New York’unda bir grup ressam dünyayı değiştirdiğine inanıyordu. Jackson Pollock boyasını tuvale döküyor, Mark Rothko renk bloklarıyla sonsuzluğu arıyordu. Eleştirmenler bu harekete “Soyut Ekspresyonizm” dedi. Amerikan sanatının altın çağıydı.

Ama bu altının bir kısmı CIA kasasından geliyordu.

Soğuk Savaş’ın Kültür Cephesi

İkinci Dünya Savaşı biter bitmez yeni bir savaş başladı. Silahsız ama belki daha sinsi. Sovyetler ve ABD birbirinin kültürel etkisini kırmaya çalışıyordu.

Sovyetlerin elinde güçlü bir koz vardı: Batı’da işçi sınıfına, entelektüellere ve sanatçılara hitap eden sosyalizm ideolojisi. Birçok Avrupalı aydın Sovyetlere sempatiyle bakıyordu. Paris’te, Londra’da, Roma’da komünist partiler güçlüydü.

CIA buna cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Ama nasıl?

Sovyet sanatı devlet kontrolündeydi. Sosyalist realizm denen katı bir estetik çerçevede, devrimci kahramanlar ve işçi sınıfını yücelten tablolar yapılıyordu. Sanatçı devletin emrindeydi.

CIA’nın planı keskin bir zıtlık yaratmaktı: Amerikan sanatını özgür sanatın simgesi yapmak. Ve özgürlüğün en radikal biçimi olarak soyut sanat mükemmel bir araçtı. Hiçbir hükümet soyut sanata emir veremezdi. Çünkü anlaşılması zor, yorumu özgür, kontrolü imkânsızdı.

Paranın İzi

CIA’nın operasyonu “Congress for Cultural Freedom” yani Kültürel Özgürlük Kongresi üzerinden yürütüldü. Bu örgüt 35 ülkede faaliyet gösterdi, dergiler çıkardı, sanat sergileri düzenledi, konserler organize etti.

Finansman gizliydi. Vakıflar üzerinden aktarıldı. Ford Vakfı, Rockefeller Vakfı bu süreçte para kanalı olarak kullanıldı. Bazı vakıfların yöneticileri CIA bağlantısını biliyordu. Bazıları bilmiyordu.

Jackson Pollock ve diğer soyut ekspresyonistler bu operasyondan habersizdi. CIA onları doğrudan finanse etmedi. Ama eserlerini sergileyen kurumları, bu sergileri organize eden örgütleri ve bu sanatı tanıtan dergileri finanse etti.

Sonuç aynıydı: Amerikan soyut sanatı dünyaya yayıldı ve “özgür dünyanın sanatı” olarak konumlandırıldı.

Sanatçılar Ne Düşündü?

İroninin katmanları bitmiyordu.

Jackson Pollock, Mark Rothko ve diğerlerinin çoğu siyasi olarak sola yakındı. Bir kısmı Marksist fikirlere sempatiyle bakıyordu. Amerikan kapitalizmine eleştirel gözle yaklaşıyorlardı.

CIA tam da bu insanların sanatını Batı kapitalizmi ve özgürlüğünün simgesi olarak kullandı.

Sanatçılar bunu öğrendiklerinde öfkelendiler. Rothko bu kullanıma duyduğu rahatsızlığı yakın çevresine ifade etti. Pollock 1956’da hayatını kaybetmişti, öğrenme şansı bulamadı.

1967’deki Sır

Operasyon 1967’ye kadar gizli kaldı. O yıl Ramparts dergisi CIA’nın kültür dünyasını finanse ettiğini ortaya çıkardı. Skandal büyüktü.

Sanat dünyası ikiye bölündü. Bir kesim “amaç ne olursa olsun bu sanat gerçekten önemliydi” dedi. Başka bir kesim “CIA’nın aracı olmak sanatın özgürlük iddiasını ortadan kaldırır” yanıtını verdi.

Bu tartışma bugün hâlâ sürüyor.

Son Söz

Soyut ekspresyonizmin gerçek bir sanat hareketi olduğundan kimsenin şüphesi yok. Pollock’un, Rothko’nun, De Kooning’in eserleri CIA olmadan da tarihte yerini alırdı.

Ama bu sanatın nasıl ve neden dünyaya yayıldığı sorusu farklı bir cevap alıyor.

En özgür görünen şeyler bile bazen en hesaplı ellerin ürünü olabilir. Sanatın özgürlüğü gerçekti. Ama o özgürlüğün pazarlanma biçimi hiç de özgür değildi.